Herkese merhaba! Bugün Leli olarak sizlere “İran-İsrail Savaşı ne kadar sürecek” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.
İran-İsrail Savaşı Ne Kadar Sürecek? Bir Gece Kayseri’de Cam Kenarında Bunu Düşündüm
Kayseri’de gece olunca şehir bazen fazla sessizleşiyor. Özellikle kış aylarında. O kadar sessiz oluyor ki mutfaktaki buzdolabının sesi bile insanın içine işliyor. Geçen ay yine böyle bir geceydi. Saat sanırım ikiye geliyordu. Pencereyi hafif araladım, dışarıdan kuru bir ayaz vurdu yüzüme. Telefon ekranında kırmızı bildirimler peş peşe düşüyordu.
İran.
İsrail.
Füzeler.
Patlama görüntüleri.
Bir gazetecinin titreyen sesi.
O an içimde garip bir sıkışma hissettim. Çünkü insan bazen dünyanın çok uzağındaki bir savaşın kendi kalbine dokunabileceğini unutuyor. Sonra bir anda hatırlıyor.
O gece günlüğüme sadece şunu yazmışım:
“İran-İsrail Savaşı ne kadar sürecek bilmiyorum ama insanlar yorulacak.”
Sabah okuyunca kendi cümlemden bile canım sıkılmıştı.
Babamın Televizyonun Sesini Kıstığı Akşam
Babam eski usul adamdır. Haberleri hâlâ televizyondan izler. Telefon ekranından haber okumayı sevmez. “Gerçek haber spikerin yüzünden anlaşılır” der hep. O akşam salona geçtiğimde televizyon açıktı ama ses çok kısıktı.
Normalde yüksek sesle izler.
Bu kez kısmıştı.
Ekranda yine Orta Doğu vardı.
Yanan bir bina.
Koşan insanlar.
Siren sesi.
Babam gözünü ekrandan ayırmadan “Bu iş büyürse kötü olur” dedi.
Çocukken böyle cümleleri anlamazdım. Şimdi insan büyüyünce sadece savaşın kendisini değil, savaş korkusunu da hissediyor. O korku evin içine giriyor çünkü. Çayın tadını değiştiriyor. Sessizliği değiştiriyor.
Ben o an yine aynı şeyi düşündüm:
İran-İsrail Savaşı ne kadar sürecek?
Ama bu soruyu siyasi analiz için düşünmüyordum. Daha çok insan kalbi ne kadar dayanabilir diye düşünüyordum.
Bir Market Kuyruğunda Savaşın Gölgesini Gördüm
Ertesi gün markete gittim. Çok basit bir şey için. Sadece kahve alacaktım. Ama içeride garip bir hava vardı. İnsanlar yüksek sesle ekonomi konuşuyordu.
Bir adam diğerine:
“Petrol yükselirse yine her şey zamlanır” dedi.
Yanındaki kadın “Zaten yetişemiyoruz artık” diye cevap verdi.
Savaş bazen çok uzakta başlamıyor aslında. Önce manşet oluyor. Sonra benzin fiyatına dönüşüyor. Sonra insanların suratındaki yorgunluğa.
Kasada sıra beklerken kendi kendime düşündüm:
Bir yerde füze düşerken başka bir yerde insanlar ay sonunu hesaplıyor.
Ve dünya buna alışmış gibi davranıyor.
İşte bu düşünce beni en çok yoran şey galiba.
İran-İsrail Savaşı Ne Kadar Sürecek? Kimsenin Gerçekten Bilmediği Soru
İnternette herkes süre tahmini yapıyor.
Kimisi “birkaç hafta” diyor.
Kimisi “bölgesel savaşa dönüşür” diyor.
Kimisi çok emin konuşuyor.
Ama ben insanların bu kadar emin olmasına şaşırıyorum. Çünkü tarihte hiçbir savaş başladığı günkü planla ilerlemedi.
Bir kıvılcım bazen yıllarca sürüyor.
Bir öfke nesilden nesile geçiyor.
Bazen bir füze sadece bir binayı değil, insanların birbirine olan güvenini de yıkıyor.
Ben bunu düşününce içimde garip bir umutsuzluk oluşuyor.
Çünkü televizyonlarda savaş harita gibi anlatılıyor ama gerçek hayatta savaş insanın annesini arayıp “iyiyim” diyememesi demek.
Gece Yazdığım Cümleleri Sabah Silmek İstiyorum
Ben uzun zamandır günlük tutuyorum. Çocukluğumdan beri. Ortaokulda komik şeyler yazardım. Şimdi daha çok korkularımı yazıyorum galiba.
O gece deftere şöyle yazmışım:
“Bir gün herkes aynı anda yorulursa savaş biter mi?”
Sabah okuyunca utandım biraz. Fazla duygusal geldi. Ama sonra düşündüm… Belki de insanlar yeterince yorulduğunda gerçekten kavga etmek istemez.
Yine de dünyaya bakınca insanın umudu azalıyor.
Çünkü her yeni nesil aynı haberleri farklı tarihlerle izliyor.
Otobüste Ağlayan Çocuğu Hâlâ Unutamıyorum
Geçen hafta Talas tarafına giderken otobüste küçük bir çocuk ağlıyordu. Annesi telefonundan haber videosu açmıştı yanlışlıkla sanırım. Patlama sesi gelince çocuk korktu.
Kadın hemen kapattı videoyu.
Ama çocuk uzun süre susturulamadı.
İşte tam o an içim parçalandı.
Çünkü savaş bazen sadece yaşayanları değil, hiç anlamayan çocukları bile korkutuyor.
Çocuk camdan dışarı bakıp annesine şunu sordu:
“Anne bize de gelir mi?”
Otobüs bir anda sessizleşti.
Kimse kadının ne cevap verdiğini duymadı çünkü çok kısık konuştu.
Ama ben o an boğazımın düğümlendiğini hissettim.
İnsan bazen hiç tanımadığı biri için üzülüyor.
Belki büyümek biraz da bu.
Kayseri’de Sıradan Bir Akşamın İçine Savaş Girdi
Arkadaşlarla geçen gün çay içiyorduk. Normalde futbol konuşuruz. İşsizlik konuşuruz. Kira konuşuruz.
Bu kez konu dönüp dolaşıp yine savaşa geldi.
Bir arkadaşım “Bu iş uzun sürerse ekonomi mahvolur” dedi.
Diğeri “Zaten mahvolmadı mı?” diye güldü.
Kimse gerçekten gülmüyordu aslında.
Ben o an insanların artık savaş haberlerini bile ekonomik endişeyle izlediğini fark ettim.
Bu çok acı bir şey.
Çünkü insanlar önce insanları düşünmeyi bırakıyor, sonra sadece hayatta kalmayı düşünüyor.
Ve galiba savaşların en büyük başarısı bu oluyor.
İnsanların vicdanını yavaş yavaş yormak.
İran-İsrail Savaşı Ne Kadar Sürecek? Belki Asıl Sorun Süre Değil
Bazen düşünüyorum da…
Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
“İran-İsrail Savaşı ne kadar sürecek?” yerine belki şunu sormalıyız:
“Bu savaş bittikten sonra insanların içinde ne kalacak?”
Çünkü savaş bitse bile korku hemen bitmiyor.
Televizyonda izlediğin görüntüler aklında kalıyor.
Bir annenin çığlığı kalıyor.
Yıkılmış bir evin görüntüsü kalıyor.
İnsanların birbirine olan öfkesi kalıyor.
Ben bunu deprem zamanında biraz hissetmiştim. Fiziksel yıkım geçiyor ama insanın içindeki ürperti uzun süre geçmiyor.
Sanırım savaş da öyle bir şey.
En Çok Sessizlik Yoruyor
Gece herkes uyurken telefon ekranına bakmak çok kötü bir alışkanlık oldu bende.
Yeni haber var mı diye sürekli yeniliyorum sayfayı.
Bazen hiçbir gelişme olmuyor.
Ama o sessizlik daha korkutucu geliyor.
Çünkü insan kötü bir haberin yaklaşmasını bekliyor gibi hissediyor.
Bir keresinde sabaha karşı mutfağa su içmeye gittim. Camdan dışarı baktım. Her yer sessizdi.
Kar hafif yağıyordu.
Ve ben dünyanın başka bir yerinde insanların aynı anda siren sesiyle uyandığını düşündüm.
O an inanılmaz suçlu hissettim.
Ben sıcak evimde çay içerken bir başkası sığınak arıyordu belki.
Bu düşünce insanın içine oturuyor.
Annemin Dediği Bir Cümle İçimde Kaldı
Annem siyaseti pek sevmez. Haber tartışmalarından sıkılır. Ama geçen gün mutfakta yemek yaparken televizyonda yine savaş haberi vardı.
Bir süre sessizce izledi.
Sonra şunu dedi:
“İnsanlar birbirini öldürmek için bu kadar enerji harcamasa dünya çok güzel yer olurdu.”
O kadar basit söyledi ki.
Ama günlerdir aklımdan çıkmıyor.
Çünkü gerçekten öyle.
İnsanlık inanılmaz şeyler yapabiliyor. Uzaya gidiyor. Hastalık tedavi ediyor. Teknoloji üretiyor.
Ama hâlâ birbirini yok etmeyi bırakamıyor.
Bu çelişki beni çok yoruyor.
İran-İsrail Savaşı Ne Kadar Sürecek? Benim İçimde Hâlâ Küçük Bir Umut Var
Ne kadar karamsar olursam olayım içimde hâlâ küçük bir umut taşıyorum.
Belki çocukça.
Belki safça.
Ama yine de taşıyorum.
Çünkü insanlar tamamen umudunu kaybederse dünya gerçekten yaşanmaz yer olur.
Geçen gece günlüğe uzun zamandır ilk kez güzel bir şey yazdım.
“Bir gün haberlerde sadece normal hayatları görmek istiyorum.”
Çok sıradan bir cümle gibi duruyor ama aslında en büyük hayalim bu galiba.
Normal bir hayat.
Sirensiz.
Patlamasız.
Korkusuz.
İnsanların sadece işe geç kalmayı dert ettiği günler.
Belki İran’da bir genç gece arkadaşlarıyla kahve içiyordur şu an.
Belki İsrail’de biri sevdiği kıza mesaj atıyordur.
Belki ikisi de aynı anda korkuyordur.
İnsan bunu düşününce taraflardan önce insanların varlığını hissediyor.
Ve o zaman savaş daha anlamsız geliyor.
Bazen Tek İstediğim Şey Sessiz Bir Dünya
Şu an bunları odamda yazıyorum. Dışarıda Kayseri ayazı var yine. Kombinin sesi geliyor. Masamda yarım kalmış çay duruyor.
Telefon ekranında yeni haber bildirimi yanıp sönüyor ama açmak istemiyorum.
Çünkü insan bazen daha fazla kötü haber taşıyamıyor.
Yine de içimde aynı soru dönüp duruyor:
İran-İsrail Savaşı ne kadar sürecek?
Bilmiyorum.
Gerçekten bilmiyorum.
Ama umarım insanlar nefret etmekten yorulmadan önce biter.